Saturday, 26 January 2008

İran’a Yönelik Üçüncü Yaptırım Kararı Üzerine Notlar

Arzu Celalifer Ekinci
25 / 1 / 2008

BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan 5+1 Grubu, geçtiğimiz günlerde Berlin’de yaptıkları toplantı sonucunda İran’a uygulanması planlanan üçüncü yaptırım kararının taslağı üzerinde fikir birliğine vardılar. Ancak Fransa ve İngiltere taslak kararı Güvenlik Konseyi’nin nihai onayına sunana kadar bahsi geçen kararın içeriği hakkında herhangi bir bilgi verilmeyeceği açıklandı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Gonzalo Gallegos’un açıklamasına göre 5+1 Grubu, bu karar üzerinde uzlaşarak İran’a uygulanacak iki aşamalı strateji konusundaki taahhütlerini yenilemişlerdir. Bu stratejiye göre; İran’a uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması karşılığında ekonomik ayrıcalıklar verilecek ya da İran kendisine uygulanacak diğer BM yaptırımlarını sineye çekmeyi kabul edecektir. ABD’ye göre bu karar, İran’a Güvenlik Konseyi’nde oluşan uzlaşma zeminini bozamayacakları ve dünya güçleri arasında fikir ayrılığı yaratamayacakları mesajı vermesi açısından önem arz etmektedir[1]. Ancak farklı görüşü paylaşan ABD yetkilileri de sözkonusu. ABD’nin BM nezdindeki eski daimi temsilcisi John Bolton, son ABD istihbarat raporuyla birlikte ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri harekât ihtimalinin yok denecek kadar az seviyede olduğunu ve üçüncü bir yaptırım kararı çıkması durumunda da bu kararın diğer iki yaptırım kararından daha zayıf olacağını düşündüğünü söylemiştir. Bolton’a göre diplomasi ve yaptırımlar aracılığıyla uygulanmaya çalışılan baskılarla mevcut İran politikasını değiştirmek bir hayli zor. .............

Kıbrıs'ı Doğru Okumak

Mehmet Hasgüler
9 / 10 / 2007

Kıbrıs sorunun evrimini anlamak 1974 yazının sonunda oluşan parametreleri ve koşulları iyi analiz etmekten geçmektedir. Bir kere Kıbrıs Aralık 1963’de ilk istikrarsızlaştırma operasyonun ardından geçen 10 yıllık süreçte fazlasıyla Soğuk Savaş algılamaları tarafından şekillendirilmişti. Soğuk Savaş olgularının başında iç siyasal dengelere göre kurucu iki ortaktan biri olan Kıbrıs Türkleri hem devlete hem de yurda misafirleştirilmesiydi. Bu operasyonda, Kıbrıs Rum liderliğinin ve özellikle Makarios’un “katı, anlayışsız ve kibirli” tutumu önemli rol oynamıştı. Söz konusu statüye yani “yersiz yurtsuzlaştırmaya”, Kıbrıs Türklerini itmek istercesine bir tutum ve algılama içindeki Kıbrıs Türk liderliği de bir anlamda bu durumdan kendisine vazife çıkarmayı o günlerde uygun buldu. Bu ilk operasyonun bedeli 43 yıllık bir sürece ve üretimden kopartılmış bir topluma yol açmıştı ama o günlerde Kıbrıs Rumları pek bunun farkına varmamıştı. Bir anlamda Kıbrıs’ta kendi yurdunda sürgün olma durumunu Rumlar ancak 1974 sonrası kuzeyden güneye geçip ilk defa göçmen olduklarında fark ettiler. Elbette Kıbrıs Türklerinin içinde üçüncü kez göçmen olanların olduğunu da burada hatırlatmak gerekmektedir. Lakin bu göçmen olmuş Kıbrıs Türklerine o günlerde ne Avrupa’dan ne de başka yerlerden ilgi gösterilmemişti. Doğrusu bu durum Rum egemenlerine “Kıbrıs Cumhuriyetini” tek başlarına tepe tepe kullanmak fırsatı vermişti..........

2008 ve Türkiye-AB ilişkilerinden Beklentiler

Mehmet Özcan
1 / 1 / 2008

2005’den bu yana yavaşlama seyrini artırarak devam ettiren Türkiye-AB ilişkileri 2007’de neredeyse durma noktasına geldi. Türkiye ve Fransa’da yapılan genel seçimler ve Cumhurbaşkalığı seçimleri, 2007’nin AB-Türkiye ilişkilerinin ölü yılı olarak ilan edilmesinde en başat aktörler oldu. Sarkozy’nin seçim sürecinde Türkiye karşıtı açıklamaları, özellikle sağdaki seçmenleri memnun etmek için Türkiye’nin AB içinde yeri olmadığı şeklindeki açıklamaları, diğer politikaları ile birlikte kendisine başkanlık getirdi. Sarkozy’nin Türkiye karşıtlığını kullanması ve bunda başarılı olması göreve geldikten sonra bu politikasını devam ettirmesi için meşru bir zemin oluşturdu........

Terörün Nedenleri Yok mu?

Sedat Laçiner
27 / 12 / 2007

Bir ülkede terör olayları, ya da etnik çatışmalar başlamaya görsün… Taraflar birbirlerini hainlikle, ihanetle ve daha nice ağır ifade ile suçlamaya başlarlar. Bünye bu kavgalar ile yoruldukça ithamlar artar, içinden çıkılması güç bir manzara ile karşılaşılır. Devletler teröristleri ‘kendi hatalarının bir ürünü’ olarak görme eğiliminde değillerdir. Toplumlar bünyelerindeki arızalardan çok teröristlere, yani sonuç kısmına odaklanırlar. Bazı ülkelerde bölücülük, hainlik gibi kavramlar ön plana çıkarken ABD’de teröristler için daha çok ‘kötülük kaynağı’, ‘şeytani güç’ gibi kavramlar yakıştırılır. Cani, katil gibi klasik terimler de birçok ülkenin terör dağarcığında ortak kullanımdadır.......

Fransa ve Ortadoğu: Sarkozy’nin Körfez Gezisi

Sedat Laçiner
15 / 1 / 2008

Nicholas Sarkozy Fransa devlet başkanı olduğu günden bu yana Türk medyasında sevgilisi ve boşandığı eşi ile hep gündemde oldu. Türkiye’nin tam üyeliğine karşı çıkışı da haber oluyor, ancak daha az ve yine magazin tadında. Oysa Sarkozy başkanlığının ilk dönemine çok sayıda üst düzey gezi sığdırdı. Öncelikle ABD ile ilişkileri daha sıkı bir hale getirdi. Tatilini ABD’de geçirdi, Bush’un çiftliğinde bireysel diplomasiyi geliştirdi. Böylece Amerika ile Irak Savaşı nedeniyle açılan yaraları kapatmaya çalıştı. Bunda başarılı da oldu. Öylesine başarılı oldu ki eski İngiltere Başbakanı Blair’in yerine Bush’un yeni ‘finosu’nun Sarkozy olduğu eleştirileri bile yapıldı. Artık Amerikalılar Fransız şarabını ve şampanyasını daha rahat içiyorlar. ABD dışında bir diğer devle de, Çin’le de ilişkiler daha iyi bir noktaya getirildi. Sarkozy’nin Çin’e ziyareti 160 Airbus’ın satışını ve Fransa’nın Çin ile ticaretinde 30 milyar dolarlık bir ek kazanımı getirdi.....

Türkiye'nin Terörle Mücadelesinde Yön Arayışı

Ihsan Bal
30 / 10 / 2007

Türkiye’nin terörle mücadelesi hep tartışma konusu olmuştur. Tartışmaların bilimsel disipliner alt yapısı çoğu defa ihmal edilmiştir. Örneğin; mücadelenin kiminle niçin yapıldığı, terörle mücadelede hangi araçların kullanıldığı, terörün çalışma mantığı veya terörle mücadelede başarı endeksinin neler olduğu ortaya konulamamıştır. Bazen tehdinin büyüklüğünü gösterir ifadeler, Türkiye’nin mücadele ettiği terör örgütlerini olduğundan büyük göstermiştir. Bazen ise öldürülen terörist sayısıyla başarılar ölçülmeye çalışılmıştır. Hatta terörle mücadelede toplumsal yapıları birbirinden farklı ülkelerin (İspanya, İngiltere, İsrail gibi) deneyimleri veya elde ettikleri avantajlar karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmektedir. Oysa ki başarılı bir terörle mücadele stratejisi ve senaryosu, öncelikle sorunun doğru tanımlanmasına ve terörün hangi mantıkla işlediğinin anlaşılmasına bağlıdır........

Bir Parti (DTP) İki Ekol (Leyla Zana&Aysel Tuğluk)

Ihsan Bal
15 / 1 / 2008

Leyla Zana’ya Karşı Aysel Tuğluk
Leyla Zana ve Aysel Tuğluk, biri Kürtçü, diğeri Kürt milliyetçiliğini öne alan ama daha çok Türkiye’li olmaya talip iki politikacıdır. Birisi PKK’nın arkasına sığınmayı ilke olarak kabul ederken, diğeri, Kürt siyasal hareketinin kendi değerlerleri içerisinde fikir harmanı oluşturarak şiddetin gölgesinden kurtulması gerektiğine inanmaktadır. İşte, Abdullah Öcalan’ı birinci sıraya koyan Leyla Zana’ya karşı Aysel Tuğluk’un diyalog ortamında, siyasal alanın genişletilmesi ve şiddete karşı fikirlerin harmanlandığı bir Türkiye inşa etmesi öne çıkmaktadır. ..........