Arzu Celalifer Ekinci
25 / 1 / 2008
BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan 5+1 Grubu, geçtiğimiz günlerde Berlin’de yaptıkları toplantı sonucunda İran’a uygulanması planlanan üçüncü yaptırım kararının taslağı üzerinde fikir birliğine vardılar. Ancak Fransa ve İngiltere taslak kararı Güvenlik Konseyi’nin nihai onayına sunana kadar bahsi geçen kararın içeriği hakkında herhangi bir bilgi verilmeyeceği açıklandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Gonzalo Gallegos’un açıklamasına göre 5+1 Grubu, bu karar üzerinde uzlaşarak İran’a uygulanacak iki aşamalı strateji konusundaki taahhütlerini yenilemişlerdir. Bu stratejiye göre; İran’a uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması karşılığında ekonomik ayrıcalıklar verilecek ya da İran kendisine uygulanacak diğer BM yaptırımlarını sineye çekmeyi kabul edecektir. ABD’ye göre bu karar, İran’a Güvenlik Konseyi’nde oluşan uzlaşma zeminini bozamayacakları ve dünya güçleri arasında fikir ayrılığı yaratamayacakları mesajı vermesi açısından önem arz etmektedir[1]. Ancak farklı görüşü paylaşan ABD yetkilileri de sözkonusu. ABD’nin BM nezdindeki eski daimi temsilcisi John Bolton, son ABD istihbarat raporuyla birlikte ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri harekât ihtimalinin yok denecek kadar az seviyede olduğunu ve üçüncü bir yaptırım kararı çıkması durumunda da bu kararın diğer iki yaptırım kararından daha zayıf olacağını düşündüğünü söylemiştir. Bolton’a göre diplomasi ve yaptırımlar aracılığıyla uygulanmaya çalışılan baskılarla mevcut İran politikasını değiştirmek bir hayli zor. .............
Saturday, 26 January 2008
Kıbrıs'ı Doğru Okumak
Mehmet Hasgüler
9 / 10 / 2007
Kıbrıs sorunun evrimini anlamak 1974 yazının sonunda oluşan parametreleri ve koşulları iyi analiz etmekten geçmektedir. Bir kere Kıbrıs Aralık 1963’de ilk istikrarsızlaştırma operasyonun ardından geçen 10 yıllık süreçte fazlasıyla Soğuk Savaş algılamaları tarafından şekillendirilmişti. Soğuk Savaş olgularının başında iç siyasal dengelere göre kurucu iki ortaktan biri olan Kıbrıs Türkleri hem devlete hem de yurda misafirleştirilmesiydi. Bu operasyonda, Kıbrıs Rum liderliğinin ve özellikle Makarios’un “katı, anlayışsız ve kibirli” tutumu önemli rol oynamıştı. Söz konusu statüye yani “yersiz yurtsuzlaştırmaya”, Kıbrıs Türklerini itmek istercesine bir tutum ve algılama içindeki Kıbrıs Türk liderliği de bir anlamda bu durumdan kendisine vazife çıkarmayı o günlerde uygun buldu. Bu ilk operasyonun bedeli 43 yıllık bir sürece ve üretimden kopartılmış bir topluma yol açmıştı ama o günlerde Kıbrıs Rumları pek bunun farkına varmamıştı. Bir anlamda Kıbrıs’ta kendi yurdunda sürgün olma durumunu Rumlar ancak 1974 sonrası kuzeyden güneye geçip ilk defa göçmen olduklarında fark ettiler. Elbette Kıbrıs Türklerinin içinde üçüncü kez göçmen olanların olduğunu da burada hatırlatmak gerekmektedir. Lakin bu göçmen olmuş Kıbrıs Türklerine o günlerde ne Avrupa’dan ne de başka yerlerden ilgi gösterilmemişti. Doğrusu bu durum Rum egemenlerine “Kıbrıs Cumhuriyetini” tek başlarına tepe tepe kullanmak fırsatı vermişti..........
9 / 10 / 2007
Kıbrıs sorunun evrimini anlamak 1974 yazının sonunda oluşan parametreleri ve koşulları iyi analiz etmekten geçmektedir. Bir kere Kıbrıs Aralık 1963’de ilk istikrarsızlaştırma operasyonun ardından geçen 10 yıllık süreçte fazlasıyla Soğuk Savaş algılamaları tarafından şekillendirilmişti. Soğuk Savaş olgularının başında iç siyasal dengelere göre kurucu iki ortaktan biri olan Kıbrıs Türkleri hem devlete hem de yurda misafirleştirilmesiydi. Bu operasyonda, Kıbrıs Rum liderliğinin ve özellikle Makarios’un “katı, anlayışsız ve kibirli” tutumu önemli rol oynamıştı. Söz konusu statüye yani “yersiz yurtsuzlaştırmaya”, Kıbrıs Türklerini itmek istercesine bir tutum ve algılama içindeki Kıbrıs Türk liderliği de bir anlamda bu durumdan kendisine vazife çıkarmayı o günlerde uygun buldu. Bu ilk operasyonun bedeli 43 yıllık bir sürece ve üretimden kopartılmış bir topluma yol açmıştı ama o günlerde Kıbrıs Rumları pek bunun farkına varmamıştı. Bir anlamda Kıbrıs’ta kendi yurdunda sürgün olma durumunu Rumlar ancak 1974 sonrası kuzeyden güneye geçip ilk defa göçmen olduklarında fark ettiler. Elbette Kıbrıs Türklerinin içinde üçüncü kez göçmen olanların olduğunu da burada hatırlatmak gerekmektedir. Lakin bu göçmen olmuş Kıbrıs Türklerine o günlerde ne Avrupa’dan ne de başka yerlerden ilgi gösterilmemişti. Doğrusu bu durum Rum egemenlerine “Kıbrıs Cumhuriyetini” tek başlarına tepe tepe kullanmak fırsatı vermişti..........
2008 ve Türkiye-AB ilişkilerinden Beklentiler
Mehmet Özcan
1 / 1 / 2008
2005’den bu yana yavaşlama seyrini artırarak devam ettiren Türkiye-AB ilişkileri 2007’de neredeyse durma noktasına geldi. Türkiye ve Fransa’da yapılan genel seçimler ve Cumhurbaşkalığı seçimleri, 2007’nin AB-Türkiye ilişkilerinin ölü yılı olarak ilan edilmesinde en başat aktörler oldu. Sarkozy’nin seçim sürecinde Türkiye karşıtı açıklamaları, özellikle sağdaki seçmenleri memnun etmek için Türkiye’nin AB içinde yeri olmadığı şeklindeki açıklamaları, diğer politikaları ile birlikte kendisine başkanlık getirdi. Sarkozy’nin Türkiye karşıtlığını kullanması ve bunda başarılı olması göreve geldikten sonra bu politikasını devam ettirmesi için meşru bir zemin oluşturdu........
1 / 1 / 2008
2005’den bu yana yavaşlama seyrini artırarak devam ettiren Türkiye-AB ilişkileri 2007’de neredeyse durma noktasına geldi. Türkiye ve Fransa’da yapılan genel seçimler ve Cumhurbaşkalığı seçimleri, 2007’nin AB-Türkiye ilişkilerinin ölü yılı olarak ilan edilmesinde en başat aktörler oldu. Sarkozy’nin seçim sürecinde Türkiye karşıtı açıklamaları, özellikle sağdaki seçmenleri memnun etmek için Türkiye’nin AB içinde yeri olmadığı şeklindeki açıklamaları, diğer politikaları ile birlikte kendisine başkanlık getirdi. Sarkozy’nin Türkiye karşıtlığını kullanması ve bunda başarılı olması göreve geldikten sonra bu politikasını devam ettirmesi için meşru bir zemin oluşturdu........
Terörün Nedenleri Yok mu?
Sedat Laçiner
27 / 12 / 2007
Bir ülkede terör olayları, ya da etnik çatışmalar başlamaya görsün… Taraflar birbirlerini hainlikle, ihanetle ve daha nice ağır ifade ile suçlamaya başlarlar. Bünye bu kavgalar ile yoruldukça ithamlar artar, içinden çıkılması güç bir manzara ile karşılaşılır. Devletler teröristleri ‘kendi hatalarının bir ürünü’ olarak görme eğiliminde değillerdir. Toplumlar bünyelerindeki arızalardan çok teröristlere, yani sonuç kısmına odaklanırlar. Bazı ülkelerde bölücülük, hainlik gibi kavramlar ön plana çıkarken ABD’de teröristler için daha çok ‘kötülük kaynağı’, ‘şeytani güç’ gibi kavramlar yakıştırılır. Cani, katil gibi klasik terimler de birçok ülkenin terör dağarcığında ortak kullanımdadır.......
27 / 12 / 2007
Bir ülkede terör olayları, ya da etnik çatışmalar başlamaya görsün… Taraflar birbirlerini hainlikle, ihanetle ve daha nice ağır ifade ile suçlamaya başlarlar. Bünye bu kavgalar ile yoruldukça ithamlar artar, içinden çıkılması güç bir manzara ile karşılaşılır. Devletler teröristleri ‘kendi hatalarının bir ürünü’ olarak görme eğiliminde değillerdir. Toplumlar bünyelerindeki arızalardan çok teröristlere, yani sonuç kısmına odaklanırlar. Bazı ülkelerde bölücülük, hainlik gibi kavramlar ön plana çıkarken ABD’de teröristler için daha çok ‘kötülük kaynağı’, ‘şeytani güç’ gibi kavramlar yakıştırılır. Cani, katil gibi klasik terimler de birçok ülkenin terör dağarcığında ortak kullanımdadır.......
Fransa ve Ortadoğu: Sarkozy’nin Körfez Gezisi
Sedat Laçiner
15 / 1 / 2008
Nicholas Sarkozy Fransa devlet başkanı olduğu günden bu yana Türk medyasında sevgilisi ve boşandığı eşi ile hep gündemde oldu. Türkiye’nin tam üyeliğine karşı çıkışı da haber oluyor, ancak daha az ve yine magazin tadında. Oysa Sarkozy başkanlığının ilk dönemine çok sayıda üst düzey gezi sığdırdı. Öncelikle ABD ile ilişkileri daha sıkı bir hale getirdi. Tatilini ABD’de geçirdi, Bush’un çiftliğinde bireysel diplomasiyi geliştirdi. Böylece Amerika ile Irak Savaşı nedeniyle açılan yaraları kapatmaya çalıştı. Bunda başarılı da oldu. Öylesine başarılı oldu ki eski İngiltere Başbakanı Blair’in yerine Bush’un yeni ‘finosu’nun Sarkozy olduğu eleştirileri bile yapıldı. Artık Amerikalılar Fransız şarabını ve şampanyasını daha rahat içiyorlar. ABD dışında bir diğer devle de, Çin’le de ilişkiler daha iyi bir noktaya getirildi. Sarkozy’nin Çin’e ziyareti 160 Airbus’ın satışını ve Fransa’nın Çin ile ticaretinde 30 milyar dolarlık bir ek kazanımı getirdi.....
15 / 1 / 2008
Nicholas Sarkozy Fransa devlet başkanı olduğu günden bu yana Türk medyasında sevgilisi ve boşandığı eşi ile hep gündemde oldu. Türkiye’nin tam üyeliğine karşı çıkışı da haber oluyor, ancak daha az ve yine magazin tadında. Oysa Sarkozy başkanlığının ilk dönemine çok sayıda üst düzey gezi sığdırdı. Öncelikle ABD ile ilişkileri daha sıkı bir hale getirdi. Tatilini ABD’de geçirdi, Bush’un çiftliğinde bireysel diplomasiyi geliştirdi. Böylece Amerika ile Irak Savaşı nedeniyle açılan yaraları kapatmaya çalıştı. Bunda başarılı da oldu. Öylesine başarılı oldu ki eski İngiltere Başbakanı Blair’in yerine Bush’un yeni ‘finosu’nun Sarkozy olduğu eleştirileri bile yapıldı. Artık Amerikalılar Fransız şarabını ve şampanyasını daha rahat içiyorlar. ABD dışında bir diğer devle de, Çin’le de ilişkiler daha iyi bir noktaya getirildi. Sarkozy’nin Çin’e ziyareti 160 Airbus’ın satışını ve Fransa’nın Çin ile ticaretinde 30 milyar dolarlık bir ek kazanımı getirdi.....
Türkiye'nin Terörle Mücadelesinde Yön Arayışı
Ihsan Bal
30 / 10 / 2007
Türkiye’nin terörle mücadelesi hep tartışma konusu olmuştur. Tartışmaların bilimsel disipliner alt yapısı çoğu defa ihmal edilmiştir. Örneğin; mücadelenin kiminle niçin yapıldığı, terörle mücadelede hangi araçların kullanıldığı, terörün çalışma mantığı veya terörle mücadelede başarı endeksinin neler olduğu ortaya konulamamıştır. Bazen tehdinin büyüklüğünü gösterir ifadeler, Türkiye’nin mücadele ettiği terör örgütlerini olduğundan büyük göstermiştir. Bazen ise öldürülen terörist sayısıyla başarılar ölçülmeye çalışılmıştır. Hatta terörle mücadelede toplumsal yapıları birbirinden farklı ülkelerin (İspanya, İngiltere, İsrail gibi) deneyimleri veya elde ettikleri avantajlar karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmektedir. Oysa ki başarılı bir terörle mücadele stratejisi ve senaryosu, öncelikle sorunun doğru tanımlanmasına ve terörün hangi mantıkla işlediğinin anlaşılmasına bağlıdır........
30 / 10 / 2007
Türkiye’nin terörle mücadelesi hep tartışma konusu olmuştur. Tartışmaların bilimsel disipliner alt yapısı çoğu defa ihmal edilmiştir. Örneğin; mücadelenin kiminle niçin yapıldığı, terörle mücadelede hangi araçların kullanıldığı, terörün çalışma mantığı veya terörle mücadelede başarı endeksinin neler olduğu ortaya konulamamıştır. Bazen tehdinin büyüklüğünü gösterir ifadeler, Türkiye’nin mücadele ettiği terör örgütlerini olduğundan büyük göstermiştir. Bazen ise öldürülen terörist sayısıyla başarılar ölçülmeye çalışılmıştır. Hatta terörle mücadelede toplumsal yapıları birbirinden farklı ülkelerin (İspanya, İngiltere, İsrail gibi) deneyimleri veya elde ettikleri avantajlar karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmektedir. Oysa ki başarılı bir terörle mücadele stratejisi ve senaryosu, öncelikle sorunun doğru tanımlanmasına ve terörün hangi mantıkla işlediğinin anlaşılmasına bağlıdır........
Bir Parti (DTP) İki Ekol (Leyla Zana&Aysel Tuğluk)
Ihsan Bal
15 / 1 / 2008
Leyla Zana’ya Karşı Aysel Tuğluk
Leyla Zana ve Aysel Tuğluk, biri Kürtçü, diğeri Kürt milliyetçiliğini öne alan ama daha çok Türkiye’li olmaya talip iki politikacıdır. Birisi PKK’nın arkasına sığınmayı ilke olarak kabul ederken, diğeri, Kürt siyasal hareketinin kendi değerlerleri içerisinde fikir harmanı oluşturarak şiddetin gölgesinden kurtulması gerektiğine inanmaktadır. İşte, Abdullah Öcalan’ı birinci sıraya koyan Leyla Zana’ya karşı Aysel Tuğluk’un diyalog ortamında, siyasal alanın genişletilmesi ve şiddete karşı fikirlerin harmanlandığı bir Türkiye inşa etmesi öne çıkmaktadır. ..........
15 / 1 / 2008
Leyla Zana’ya Karşı Aysel Tuğluk
Leyla Zana ve Aysel Tuğluk, biri Kürtçü, diğeri Kürt milliyetçiliğini öne alan ama daha çok Türkiye’li olmaya talip iki politikacıdır. Birisi PKK’nın arkasına sığınmayı ilke olarak kabul ederken, diğeri, Kürt siyasal hareketinin kendi değerlerleri içerisinde fikir harmanı oluşturarak şiddetin gölgesinden kurtulması gerektiğine inanmaktadır. İşte, Abdullah Öcalan’ı birinci sıraya koyan Leyla Zana’ya karşı Aysel Tuğluk’un diyalog ortamında, siyasal alanın genişletilmesi ve şiddete karşı fikirlerin harmanlandığı bir Türkiye inşa etmesi öne çıkmaktadır. ..........
2007 İran Değerlendirmesi
Arzu Celalifer Ekinci
2 / 1 / 2008
Bir yılın daha geride bırakmışken, bölgenin önemli ve her daim gündem sahibi ülkelerinden biri olan İran’ı ve İran’la ilgili dünyada meydana gelen gelişmeleri kısaca özetlemek, 2008 yılı hakkında az da olsa fikir sahibi olmamıza yardımcı olacaktır.
2007 yılına girdiğimizde de hiç şüphesiz İran’la ilgili en önemli konu İran nükleer kriziydi. Uzatmalı olarak devam etmekte olan İran nükleer krizi ivme kazanarak tırmanışa geçmiş ve dünya kamuoyunun yaklaşan başka bir savaş hususunda endişelenmeye başlamasına neden olmuştu. İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmadığı gibi faaliyetlerine tam gaz devam etmekteydi ve geri adım atmayacağını da her fırsatta yenilemekteydi. ABD ise bu durumdan fazlasıyla rahatsız olup İran’ın nükleer çalışmalarını engellemek maksadıyla hem Güvenlik Konseyi’nden çıkacak yeni yaptırım kararlarını hem de psikolojik savaş araçlarını kullanmaktaydı..........
2 / 1 / 2008
Bir yılın daha geride bırakmışken, bölgenin önemli ve her daim gündem sahibi ülkelerinden biri olan İran’ı ve İran’la ilgili dünyada meydana gelen gelişmeleri kısaca özetlemek, 2008 yılı hakkında az da olsa fikir sahibi olmamıza yardımcı olacaktır.
2007 yılına girdiğimizde de hiç şüphesiz İran’la ilgili en önemli konu İran nükleer kriziydi. Uzatmalı olarak devam etmekte olan İran nükleer krizi ivme kazanarak tırmanışa geçmiş ve dünya kamuoyunun yaklaşan başka bir savaş hususunda endişelenmeye başlamasına neden olmuştu. İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmadığı gibi faaliyetlerine tam gaz devam etmekteydi ve geri adım atmayacağını da her fırsatta yenilemekteydi. ABD ise bu durumdan fazlasıyla rahatsız olup İran’ın nükleer çalışmalarını engellemek maksadıyla hem Güvenlik Konseyi’nden çıkacak yeni yaptırım kararlarını hem de psikolojik savaş araçlarını kullanmaktaydı..........
ABD İstihbarat Raporu: Askeri Müdahale Seçeneği Masadan Kalktı mı?
Arzu Celalifer Ekinci
6 / 12 / 2007
İran nükleer krizi son dönemde tırmanışa geçmiş ve tehlike çanları her zamankinden yüksek bir sesle çalmaya başlamıştı. Ekim ayında ABD Başkanı George W. Bush’un açıklamaları ise bu süreci daha da tırmandırmış ve İran hem Amerikan hem dünya kamuoyuna oldukça yakın ve halledilmesi elzem bir tehdit olarak gösterilmeye başlanmıştı. “Üçüncü dünya savaşının çıkmasını istemiyorsanız, İran’ı nükleer bomba yapmak için gerekli olan bilgileri ele geçirmekten alıkoymalısınız”[1] sözleriyle üçüncü dünya savaşı tehdidinden bahseden Bush, uluslararası platformda belirli kaygıların oluşmasına sebebiyet vermişti. Kısacası İran hakkında üçüncü Güvenlik Konseyi kararını çıkarmayı hedefleyen Bush, İran’ı ciddi bir tehdit olarak gösterme ve olası bir savaş durumundan söz etme yoluyla istediği zemini yaratma yoluna gitmişti. .........
6 / 12 / 2007
İran nükleer krizi son dönemde tırmanışa geçmiş ve tehlike çanları her zamankinden yüksek bir sesle çalmaya başlamıştı. Ekim ayında ABD Başkanı George W. Bush’un açıklamaları ise bu süreci daha da tırmandırmış ve İran hem Amerikan hem dünya kamuoyuna oldukça yakın ve halledilmesi elzem bir tehdit olarak gösterilmeye başlanmıştı. “Üçüncü dünya savaşının çıkmasını istemiyorsanız, İran’ı nükleer bomba yapmak için gerekli olan bilgileri ele geçirmekten alıkoymalısınız”[1] sözleriyle üçüncü dünya savaşı tehdidinden bahseden Bush, uluslararası platformda belirli kaygıların oluşmasına sebebiyet vermişti. Kısacası İran hakkında üçüncü Güvenlik Konseyi kararını çıkarmayı hedefleyen Bush, İran’ı ciddi bir tehdit olarak gösterme ve olası bir savaş durumundan söz etme yoluyla istediği zemini yaratma yoluna gitmişti. .........
İran ve ABD’nin Diyalog Denemeleri
Arzu Celalifer Ekinci
27 / 11 / 2007
Hatırlanacağı üzere Irak’taki krizin tırmanarak devam etmesi iki düşman ülke olan ABD ve İran’ı doğrudan müzakere etme noktasına getirmişti. İki ülke çözüm konusunda işbirliği yapmak ve muhtemel çıkış yollarını tartışmak üzere yıllardan sonra bir araya gelerek aynı masada oturmayı ve karşılıklı müzakere etmeyi kabul etmişlerdi. İlki mayıs ayında gerçekleşen bu tarihi olayı, iki müzakere turu daha takip etmişti. Irak içerisinde El-Kaide gibi terörist örgütlerin ve isyancı grupların faaliyetlerini engellemek maksadıyla ortak bir güvenlik komitesi oluşturulması kararı alınmıştı. Her ne kadar iki ülke yetkilileri (müzakereler elçi düzeyinde gerçekleşmişti) arasındaki görüşmelerde ortak bir güvenlik komitesinin oluşturulması hususunda mutabakata varılmışsa da birtakım olay ve iddiaların varlığı bu işbirliğine gölge düşürme niteliğinde olmuştur. Bir yandan işbirliği için yapıcı adımlar atılmaya çalışırken diğer taraftan tam tersi bir durum sözkonusuydu. Bir yandan İran ABD’nin Irak’ta rehin aldığı beş diplomatını serbest bırakmasını istiyordu. Diğer yandan ABD, İran’ın Irak içerisindeki Şii milis güçlerine silah ve para desteği yaptığını iddia ediyordu. İran ilgili iddiaları yalanlarken, bu yönde herhangi bir kanıtın var olmadığı ve bütün bunların kamuoyunu yanıltmak adına izlenen bir strateji olduğunu söylüyordu. Ancak bütün bu olaylara rağmen iki ülkeyi aynı noktada buluşturan tek ortak konu Irak’taki kaosun sona erdirilmesiydi. ............
27 / 11 / 2007
Hatırlanacağı üzere Irak’taki krizin tırmanarak devam etmesi iki düşman ülke olan ABD ve İran’ı doğrudan müzakere etme noktasına getirmişti. İki ülke çözüm konusunda işbirliği yapmak ve muhtemel çıkış yollarını tartışmak üzere yıllardan sonra bir araya gelerek aynı masada oturmayı ve karşılıklı müzakere etmeyi kabul etmişlerdi. İlki mayıs ayında gerçekleşen bu tarihi olayı, iki müzakere turu daha takip etmişti. Irak içerisinde El-Kaide gibi terörist örgütlerin ve isyancı grupların faaliyetlerini engellemek maksadıyla ortak bir güvenlik komitesi oluşturulması kararı alınmıştı. Her ne kadar iki ülke yetkilileri (müzakereler elçi düzeyinde gerçekleşmişti) arasındaki görüşmelerde ortak bir güvenlik komitesinin oluşturulması hususunda mutabakata varılmışsa da birtakım olay ve iddiaların varlığı bu işbirliğine gölge düşürme niteliğinde olmuştur. Bir yandan işbirliği için yapıcı adımlar atılmaya çalışırken diğer taraftan tam tersi bir durum sözkonusuydu. Bir yandan İran ABD’nin Irak’ta rehin aldığı beş diplomatını serbest bırakmasını istiyordu. Diğer yandan ABD, İran’ın Irak içerisindeki Şii milis güçlerine silah ve para desteği yaptığını iddia ediyordu. İran ilgili iddiaları yalanlarken, bu yönde herhangi bir kanıtın var olmadığı ve bütün bunların kamuoyunu yanıltmak adına izlenen bir strateji olduğunu söylüyordu. Ancak bütün bu olaylara rağmen iki ülkeyi aynı noktada buluşturan tek ortak konu Irak’taki kaosun sona erdirilmesiydi. ............
Beklenen UAEA Raporu Yayınlandı
Arzu Celalifer Ekinci
16 / 11 / 2007
Yaklaşık beş yıldır devam etmekte olan İran nükleer krizinin son evrelerinde hareketlenmelere şahit olmaktayız. Gerek İngiltere ve ABD’nin Güvenlik Konseyi’nden daha ağır yaptırım kararı çıkartma çabaları, gerek Fransa’nın ABD ve İngiltere safında yer alma kararı, gerekse Rusya’nın bu krizdeki daha belirgin bir role sahip olma hususundaki tutum ve politikası, gergin bir ortamın ortaya çıkmasına vesile olmuştur. .............
16 / 11 / 2007
Yaklaşık beş yıldır devam etmekte olan İran nükleer krizinin son evrelerinde hareketlenmelere şahit olmaktayız. Gerek İngiltere ve ABD’nin Güvenlik Konseyi’nden daha ağır yaptırım kararı çıkartma çabaları, gerek Fransa’nın ABD ve İngiltere safında yer alma kararı, gerekse Rusya’nın bu krizdeki daha belirgin bir role sahip olma hususundaki tutum ve politikası, gergin bir ortamın ortaya çıkmasına vesile olmuştur. .............
İran Nükleer Krizinde İplerin Gerilmesi ve Rusya’nın Tutumu
Arzu Celalifer Ekinci
2 / 11 / 2007
İran nükleer krizi neredeyse beşinci yılını tamamlamak üzere ancak henüz bu krize ilişkin yapıcı bir çözüme ulaşılabilmiş değil. Krizin geldiği bu noktada tüm uluslararası camia savaş namelerinin artmasından ve Irak benzeri başka bir senaryoyla karşılaşmaktan tedirgin. İran, nükleer programından taviz vermeyeceğini söylerken ABD, İran cephesindeki nükleer faaliyetlerin tamamen durdurulmasında ısrarcı olmaya devam ediyor. İran nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşması olan NPT’ye üye olduğunu ve bu nedenle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimindeki nükleer faaliyetlerini yürütme hakkına sahip olduğunu söylerken, ABD İran’ın bu teknolojiyi nükleer silah yapımında kullanacağını iddia ederek buna mani olmaya çalışıyor........
2 / 11 / 2007
İran nükleer krizi neredeyse beşinci yılını tamamlamak üzere ancak henüz bu krize ilişkin yapıcı bir çözüme ulaşılabilmiş değil. Krizin geldiği bu noktada tüm uluslararası camia savaş namelerinin artmasından ve Irak benzeri başka bir senaryoyla karşılaşmaktan tedirgin. İran, nükleer programından taviz vermeyeceğini söylerken ABD, İran cephesindeki nükleer faaliyetlerin tamamen durdurulmasında ısrarcı olmaya devam ediyor. İran nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşması olan NPT’ye üye olduğunu ve bu nedenle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimindeki nükleer faaliyetlerini yürütme hakkına sahip olduğunu söylerken, ABD İran’ın bu teknolojiyi nükleer silah yapımında kullanacağını iddia ederek buna mani olmaya çalışıyor........
Putin’in İran Ziyareti
Arzu Celalifer Ekinci
17 / 10 / 2007
Geçtiğimiz gün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İran’ı ziyaret etmesi çeşitli değerlendirmeleri de beraberinde getirdi. Ziyaretinden önce İran’da suikast girişimine maruz kalacağı yönündeki istihbarat haberlerine rağmen İran ziyaretini ertelemeyen Putin’in ABD’ye bir takım mesajlar vermeye çalıştığı düşünülüyor. Stalin döneminden beri İran’a resmi ziyarette bulunan ilk devlet başkanı olarak Putin, İran nükleer programı hakkında görüşme ve gerçekleşecek olan Hazar’a Kıyıdaş Devletler Zirvesi’ne katılmak maksadıyla İran’a gitmişti. .....
17 / 10 / 2007
Geçtiğimiz gün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İran’ı ziyaret etmesi çeşitli değerlendirmeleri de beraberinde getirdi. Ziyaretinden önce İran’da suikast girişimine maruz kalacağı yönündeki istihbarat haberlerine rağmen İran ziyaretini ertelemeyen Putin’in ABD’ye bir takım mesajlar vermeye çalıştığı düşünülüyor. Stalin döneminden beri İran’a resmi ziyarette bulunan ilk devlet başkanı olarak Putin, İran nükleer programı hakkında görüşme ve gerçekleşecek olan Hazar’a Kıyıdaş Devletler Zirvesi’ne katılmak maksadıyla İran’a gitmişti. .....
Ahmedinejad’ın New York Serüveni
Arzu Celalifer Ekinci
3 / 10 / 2007
Gündemlerden de takip edebildiğimiz üzere, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad geçen hafta BM Genel Kurul toplantısına katılmak için New York’a gitmişti. Göreve başlamasından itibaren ikinci defa BM toplantısına katılmak maksadıyla ABD’yi ziyaret eden Ahmedinejad, başta 9/11 terörist saldırılarına hedef olan ikiz kulelerden geriye kalan “sıfır noktası”nı ziyaret etme talebiyle, sonrasında ise Columbia Üniversitesi’nde davetli olarak katıldığı konferansla birlikte gündemlerin birinci sırasına yerleşmişti. .........
3 / 10 / 2007
Gündemlerden de takip edebildiğimiz üzere, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad geçen hafta BM Genel Kurul toplantısına katılmak için New York’a gitmişti. Göreve başlamasından itibaren ikinci defa BM toplantısına katılmak maksadıyla ABD’yi ziyaret eden Ahmedinejad, başta 9/11 terörist saldırılarına hedef olan ikiz kulelerden geriye kalan “sıfır noktası”nı ziyaret etme talebiyle, sonrasında ise Columbia Üniversitesi’nde davetli olarak katıldığı konferansla birlikte gündemlerin birinci sırasına yerleşmişti. .........
Subscribe to:
Posts (Atom)